Çok masraflı bir kiralık kalem; Necip Fazıl Kısakürek... | Ona neden "Köpek" dendi.

02:55 Mehmet Fahri Sertkaya 0 Comments

süleyman hilmi tunahan, kimdir, gerçek yüzü, necip fazıl kısakürek, hüseyin üzmez, şu bizimkiler, cevat rıfat atılhan, ahmet emin yalman, büyük doğu dergisi, İBDA,




Necip Fazıl Kısakürek yazılarında, konferanslarında İslam karşıtlarına adeta küfürler eder, akşam alem ve kumar ortamlarında bunlarla birlikte dostane vakitler geçirirdi. Tıpkı Mehmet Akif Ersoy gibi...

Necip'in bu hali, sözde hidayetinden sonra hayatı boyunca hep böyle oldu. O alemlerdeki, kumarhanelerdeki İslam düşmanı dostları, Necip'in bu işi, İslamcı yazarlığı para için yaptığını bilir, dalgasına bakarlar ve İslam davasına, memlekete ve millete hizmet etsin diye Necip Fazıl'a müslümanlar tarafından verilen hizmet parasını sömürmenin yollarını ararlardı. 

Necip böyle bir kumar ortamında, Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin, Büyük Doğu dergisini zorlanmadan çıkarabilsin diye kendisine verdiği ve bir köşk alabilecek kadar büyük parayı bir gecede kaybetmişti. Müslümanların maddi manevi sahada böylesine sıkıntıda olduğu ve cehaletin hakim olup dünya ve ahiret saadetinin kaybedildiği, dünya hayatlarının bile acılara, çilelere, zulümlere dönüştüğü bir dönemde, bütün bunlara mani olmak ve sonsuz hayatları kurtarmak için adeta geceleri bile uyumayarak bu davanın çilesini çeken güzel insanlara bu kadar yakın iken, bu mücadeleye ve bu insanlara aslında bu kadar uzak kalabiliyordu Necip Fazıl... Bu kadar büyük hizmet parasını tek gecede kumarda kaybetmesi bir yana, bir de bunu hiç sıkıntı etmezdi. İşte dönemin gerçek hizmet ehli müslümanları, her şeyden çok buna sinir olurlardı. 

Böyle tiplerin, Necip Fazıl gibilerin, müslümanlığı da, dava kardeşliği de, İslam düşmanlığı da, İslam düşmanlığındaki dayanışması da paraları ve menfaatleri bitene kadar mıdır? Bu kısmını ben bilmem... 

İşte anlaşılan o ki, Süleyman Hilmi Tunahan hazretleri bu kadar samimiyetsiz oluşundan, bu kadar içi dışı başka hareket edişinden dolayı, bu kadar nasipsiz oluşundan dolayı Necip Fazıl için "Bu köpeğe para verip yazdırıyoruz" demiş. Ayrıca "Köpek de kurt cinsindendir. Lakin sürüyü kurttan korur" buyurmuş. 

Necip, ne kadar güzel insanların arasına girebilmektedir, ne kadar güzel meseleleri -sağdan soldan kopyalayarak da olsa- anlatıp kitaplarında ve konferanslarında izah etmektedir. Bu nasıl bir samimiyetsizliktir ki, bunları yıllarca yaparken bile, bu kadar güzel insanlarla değil,  aslında insanlıktan bile çıkmış dostları ile huzur bulabilmektedir. Çok tuhaf...

Kendi çıkardığı Büyük Doğu dergisinde, sözde hidayetinden sonraki dönemde bile, Adıtürk'ün resmini hayranlıkla kapak yapabilmesi, onun içinin ve dışının farklı olduğunu gösterir alametlerdir. Kim bilir belki de onu en yakından tanıyanlardan biri olan Süleyman Efendi hazretleri onun münafık olduğuna hükmedip "köpek" demiştir. Çünkü o derece ilimde, ihlasta, takvada zirve şahsiyetler, bir mü'minin ameli ne kadar kötü olursa olsun,  hatta ameli lanet edilecek derecede kötü olursa olsun, şahsına değil ameline söz söylenmesi gerektiğini ya lanet edilmesi gerektiğini en iyi bilen kişilerdir. 

Necip'in birbirine tezat tek hareketi bu dergi kapağı da değildir. Sözde hidayetinden onlarca sene sonra bile, onlarca farklı yerde, içindeki sesi bastıramayıp İslam karşıtlarını savunabilmiş ve destekleyebilmiştir. 

Hizmet parasının heba edildiğini düşünerek, Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerine gelip, Necip Fazıl Kısakürek'ten şikayetçi olanların, vaziyeti anlaması için de o mübarek zat, davanın o asıl çilekeşi "Keşke bir o kadar daha param olsa, versem de yine bu dava için yazsa" demiş, müslümanların garip ve güçsüz olduğu zamanlarda, Necip Fazıl gibi kişilerin, çok masraflı da olsa maddi olarak beslenmesi ve hizmete kullanılması gerektiğine dikkat çekmiştir. Süleyman efendi hazretleri harp hukukunu ve dar'ül harp hukukunu en iyi bilen, harbin hilelerini de en iyi bilen ve uygulayıp en güzel şekilde örnek teşkil eden kişi olmuştur.

Süleyman Efendi bunu sadece Necip Fazıl için de yapmamış, o devirde büyük dava adamı olarak öne çıkmış gözüken ve kalemi ve dili ile İslam'ı müdafaa ettiği görülen pek çok kişiyi, aslında parasını verip yakınında tutmuş ve bu dava için kullanmıştır. Cevat Rıfat Atılhan bile bunlardan biridir. Oysa onu yakından tanıyanların anlattıklarına bakarsak, Cevat Rıfat, palavracının tekidir. Dinle, İslam'la, dava ile, memleket davası ile alakası olmayan birisidir. Zaten Necip Fazıl da ona Cinnet Müstatili isimli son derece lüzumsuz kitabında kafir der. Cevat Rıfat da Necip Fazıl'ı adamdan ve müslümandan saymaz ve kafir derdi.

Bunların aynı ceza evinin aynı koğuşunda yattıkları zaman hallerine en yakından şahit olan kişi Hüseyin Üzmez'dir. Bütün bunları, gencecik yaşında Sabetayist Ahmet Emin Yalman'ı vurarak ceza evine giren ve bunu Necip Fazıl Kısakürek ile Cevat Rıfat Atılhan gibilerin yazdıklarından etkilenerek yapan Hüseyin Üzmez de görür. Hayal alemi sarsılır, üstad bildikleri kişiler böyle çıkınca büyük sarsıntı geçirir. Kendi anlattığına göre bunlarla aynı koğuşta iken yaklaşık bir sene "Bunlar insan değil, bunların davası dava değil" diyerek İslam'ı bile inkara çalışır. Tabii ki bu mümkün olmaz ve yazılarını okuyarak gözünde devleştirdiği kişilerin aslında cüce olduklarını kabul edip davasının mücadelesini vermeye devam eder. Bütün bunları "Şu Bizimkiler" isimli kitabında son derece samimi bir üslupla ve ayrıntılı olarak anlatır.

Devrin şartlarını iyi tahlil edenler (ki o zamanın şartlarını izah eden onlarca yazı yazdım bu güne kadar) Süleyman Efendi hazretlerinin, tıpkı Sultan Abdülhamid han gibi, gerçekçi ve en mükemmel siyaseti tatbik ettiğini görebilirler. Sadece şu son birkaç cümlemde kastettiklerimi açarak gereğince izah etmeye kalksam, aylarca sesli anlatılabilecek kadar mesele var. Tartışılamayacak olan mesele de şu ki, olağan üstü hal durumunda parası bol bol verilerek kullanılan bu isimlerin, bundan böyle gerçek yüzleri ile tanınmaları gerekiyor. İslam davasının önderleri, çilekeşleri, üstadları olarak anılmalarının önüne geçilmesi gerekiyor. 

(Not; Ben hiç kimseye köpek demedim bu yazıda. Bu sözü söyleyen Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin kendisidir ve bu bilginin onlarca farklı ispatı mevcuttur. Ben Necip Fazıl'ı ya da yazıda ismi geçen diğer şahısların hiç birini dünya gözü ile görmedim. Görenlerin anlattıklarını, objektif olarak aktardım. Bu hususun altı iyice çizilmeli. Bundan sonrasında, bu yazıyı okuduktan sonra, herkesin görüşü, inanışı kendine.. O kısmı beni alakadar etmiyor.)

Mehmet Fahri Sertkaya | www.AkademiDergisi.com